16 Ocak 2015 Cuma

Misafirdeki yaramaz çocuklar


      Türk gelenek göreneklerinden biri de en güzel şekilde misafir ağırlamaktır.
      Ev temizliği yapılmış bütün yemekler hazırdır. Kapı çalınır, oo hoşgeldnizzz  karşılamasıyla başlar işte gece.Gelenlerin  tatlımı tatlı çocukları da   vardır.Nasılsınız iki sohbet kelllam edilir. Çocuklarsa avını bekleyen kaplanlar gibi  babasının, annesinin yamacına ilişmiş sessizce otururlar. Onları sevme zamanımız gelmiştir. ‘Ah canımm  sen ne tatlısın öyle.’  İki öpme cimcikleme yaptıktan  sonra senin canın sıkılmasın  şimdi bak ablan ya da ağabeyin göstersin şurda oyuncaklar var hadi oynayın denilir. Çocuklar önce annelerin gözüne bakar onay almak için. Anne tamam ama ses çıkarmadan usluca oynayın der  bi ağız.Çocuklar utangaç bir tavırla oyuncaklara yönelir. Henüz eve gireli 15 dk olmuştur  ve  artık o tatlı çocuklardan eser yoktur. Hafif bağırışma sesleri gelir; sessiz olun diye uyarılır ama yok  hiç oralı degilerdir. Aman  allahımmmm evin  altı üstüne gelmiştir. Kim dedi bunlara  yerinizden kalkın da oynayın diye kendinize kızarsınızJAğlamalar başlar kendi aralarındaki kavgalarla bana bunu vermedi diye. Senden ise  şunu alabilir miyim şuna bakabilir miyim istekleriyle her yere saldırılar.  Eğer evin sahibinin  gelen çocuklardan  daha büyük çocukları varsa allah onların yardımcıları olsun. Çocukları idare etmek onlara düşer ve  onların yaptığı şımarıklığın azarını da bir güzel işitirler. Bilgisayar bozuk  diye yalan söylemek zorunda kalırlar.Odanızı ele geçirmişlerdir, bakılmamış çekmece kalmamıştır. Sizin  evde bilmediğiniz veya unuttuğunuz  şeyleri bile ortaya çıkabilirler. Aa bu nereden çıktı diye kalakalarsınız.Kanepelerin başında gezen bücürükler mutlaka bir şeyleri düşürür kırarlar. Yenilen yemek kırıntılarını her yerde görebilirsiniz.Kızsanız olmaz vursanız olmaz.Annesine çıtlatırsınız; oğlunuz/kızınızda ne kadar hiperaktif hiç yerinde durmuyor. Başınız döner  artık sizde ipin ucunu sallarsınız . Gittiklerinde ayy onlar nasıl çocuklardı canavar canavarJdiye koltuğa atarsınız kendinizi. Bir de masum çocuklar vardır en sevdiklerim. Eve girdikleri tatlılıkla kalırlar.  Güzelce otururlar ya da oyuncağıyla kendi halinde oynarlar. 
       Misafir ağırlanmıştır ve biz her şeye rağmen bundan  zevk almışızdır.


13 Ocak 2015 Salı

Yalnızlığım gider misin bi başımdan..

                                                                                   
                                  Sadece sıradan bir gece. Kirli camlarımdan dışarı bakıyorum.
     El ayak çekilmiş. Ne bir korna sesi ne de bir köpek uluması.Issız ,tek başına öylece duruyor sokak. Gecede ona hüznüyle nasıl güzel eşlik ediyor.Neden gece olunca hüzün çöker anlamam zaten. Şairin dediği gibi ‘Gece midir insanı hüzünlendiren yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen?’ Bilmem…
     Gündüzleri geçer geçmesine de vakit .Ama ya gece? Gece öyle midir.Kendi karanlığına senide çağırır usulca da anlamazsın. Bu kadar soğuk ve sessiz olmak zorunda mıdır. Kimsesiz kalmış bir çocuk gibi onu kucaklayacak anne sıcaklığı misali güneşini bekler saatlerce.Bir de yalnızlığım var.  Hemen boy gösterir yanı başımda sanki onu  ben davet etmişim gibi. İmkanı yok nereye koyacağımı bilemem sığdıramam  yere göğe.
   Ve şehir terk edilmiştir. Öylece kalmışız ben ve yalnızlığım. Heyyy  giderken beni almayı unutanlar.Ne zaman geri gelmeyi düşünüyorsunuz? Ben miyim bu şehri terk etmeniz yoksa siz misiniz beni cezalandıran . Gelin hadi söz affettiriceğim kendimi kalamam ben bu kadar yalnızlığımla.
   Duydular galiba... Duydu duydu.  Baksana güneş hafiften çıkarmış başını saklandığı yerden. Gülümsüyorum nedensiz. Sokağa birkaç amca takımlarıyla çıkıyor apartmanlarından,bakkalcı desen köşeden selam vere vere geliyor  dükkanına, çocuklar okul yolunu tutma telaşında.

    Ben mi? Bense belki bugün  bir değişiklik yapar da birbirimize teğet geçmeyiz diye atıyorum kendimi sokağa.




















                                                                             

12 Ocak 2015 Pazartesi

RÜYA...

Başımızı yastığa koyduğumuzda  başka bir  hayat başlar. Ne ölü ne uyanıksındır, dış dünyayla bağlantının olmadığı ama yaşadığın bir hayat.Gün içinde seni etkilemiş bir olayı ya da  olmasını istediğin bir şey hakkında , bastırdığımız duyguları,bazende alakasız şeyleri rüyamızda görürüz. Ben rüya görmem demeyin hiç;çünkü herkes rüya görür ama hatırlamayabilir. Rüyada yeni yüzler yaratılmaz size. Sokaktan geçerken, markete dolaşırken ya da karşıdan karşıya geçerken beyniniz o kişiyi kaydeder ve  gece önünüze  çıkarır; ama siz kim olduğunu bilemezsiniz. Birde en çok tartışılan konu süre. Biz  geceyi gündüz yapmışken rüyada zaman kavramı yoktur. Rüyada aylarınızın  geçtiğinide görürsünüz saniyelik değişen olayları da. Zaman kavramı biz uyandıktan sonra saptadığımız  anlar toplamıdır.  Gerçek hayatta yapamayacağımız şeyleri ya da imkansız  nesneleri o soyut dünyada beynimiz oluşturur. Rüyada olduğumuzu anladığımız an -ki bu rüylara Lucid adı verilir - bazı şeyleri kontrol altına alabiliriz. Ya uyanmak ister ya da sonunu görebilmek için uyanmamak için çabalarız. Bazı rüyalarsa  çok gerçekcidir. Bazılarıysa kendini tekrar eder ben bunu öncede görmüştüm dersiniz. Bazende rüyam gerçekleştiği dediğimiz olabilecek şeyleri hissebildiğimiz rüyalar vardır. Aynı rüyayı başkalarıyla gördüğümüzde olur. Soyut,anlam veremediğimiz şeylerin olduğu bir yerdir orası.

Rüya görürken kan basıncımızın artğını, tansiyonumuzun yükseldiğini biliyor muydunuz? Gördüğümüz şeylere bedenimizde tepki verebilir. Konuştuğumuz, ağladığımız,gülümsediğimiz, el kol hareketleri  yaptığımız ,heyecanlanıp kalbimizin daha hızlı attığı ya da korktuğumuzda sıçrayarak uyandığımız anlar olmuştur. Artık uyanmışsak unutmamak için hemen birine anlatıp ardından gördüklerimizi  rüya tabirlerine bakarak kendi hayatımıza göre yorumlarız. Bazılarının gerçek olması bazılarında da  benzer rüyayı bir daha görmemek  dileğiyle yeni gecede tekrar seyre çıkarız.

10 Ocak 2015 Cumartesi

GİRİŞİMCİ OLABİLMEK

Girişimcinin basit bir tanımını yapmak gerekirse belli bir sermaye koyarak aklındaki fikri hayata geçirip kar elde etmeyi amaçlarken bütün riski üstelenendir. Peki  herkes girişimci olabilir mi? İşinden sıkıldın, emeklisin,yeni mezunsun veya koca göbekli hiç bir şey bilmeyen patronunun altında ezilmek istemiyorsun. Bir sabah kalktın ve ben kendi işimi kurmak istiyorum dedin?Olabilir mi ?  Şimdi bakalım. Bir kere ben bişey yaratacağım  mucit olacağım diye başlamayın bu devirde  kimseden Newton,Edison çıkmaz.Var olan bir şeyde farkındalık yaratmak en mantıklısı. Ne yapacağınızı bilmiyorsanız fikriniz yoksa o zaman algılarınızı açacaksınız. Yaşadığınız  yerde veya sizin yaş kesiminizde kimin neye ihtiyacı var göreceksiniz. Zaten her yeni fikir zorda kalınca ,ihtiyacın olunca çıkmıyor mu?  Yani kısaca havayı soluyacak, piyasayı koklayacaksınız . Birde doğru zaman sorunu vardır tabi. Mesela  seçim zamanı öncesinde herkeste bir algı oluşur.  Piyasada belirsizlik vardır herkes ihtiyacı olanı alır yastık altına istiflemeler çoktur. Para akışı sağlanamaz. Bu ortamda  bir şeye yatırım yapmak ne kadar mantıklıdır tartışılır. Yada  bu sene havalar çok sıcak gidiyor kar bile yağamamışken sizin kış turizmine soyunmamız gibi. Doğru vakti bekleyip çevrede neye ihtiyaç olduğunu anladıktan sonra harekete geçmek daha doğrudur.  Bana göre en önemlisi de bunları yapabilecek  cesaretinizin olmasıdır; çünkü ‘Şans sadece hazır olanlara gülecektir.’Günümüzde KOSGEM  girişimcilere,iş yeri  açmak isteyenlere  destek sağlamaya çalışıyor. Birde daha çok maddi açıdan  yoksun kadınlara gelir getirici faaliyetlerde bulunabilmesi  için verilen kefaletsiz senetsiz Mikro krediler vardır. Her şey tamam ve bir işe soyundunuz. İlk aşamada her yere koşuşturmaya hazır olun, lakin sizden başka çalışan  pek olmayacaktır.5 yıl sonra hala tabelanız varsa bu iş tutmuş demektir.  Şimdi bulunmuş birkaç ilginç fikri paylaşmak isterim.                                                                                                
                                                                                                                           
  
Japon şirketi tarafından sıcak yaz ayları için klimalı erkek ayakkabıları tasarlamışlardır.(neden kadınlar  içinde tasarlanmadığını bilemiyorum.)                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      
 
Köpeğini evde yıkama konusunda sıkıntılar çekince önceleri kendisine ait benzin istasyonundaki  araba yıkama istasyonunda yıkamayı deneyen Türk girişimci araba yıkama istasyonu gibi köpek yıkama istasyonlarını Almanya’da hizmete açmış.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                     

9 Ocak 2015 Cuma

GENÇLERİN ÇİLESİ

                                                                                                                                 Üniversitenin  son sınıfına gelen gençler için okul  bittiğinde ne yapacağını kara kara düşünmenin vakti gelmiştir. Devlet - Özel  ayrımında kalıp devleti tercih edenler Kpss serüvenine atılırlar ki çoğu bunun ne demek olduğunu,sürecin nasıl işlediğini bilmezler. Kayıt olunur bir dershaneye tonlarca kitap yığarlar karşılarına. Ha bu arada son sınıfta olan öğrenci okul dershane arasında gidip gelir. Bazıları kapatırlar kendilerini dış dünyaya tamamen, bazılarıysa çok umursamaz devam ederler gündelik hayatlarına.  Bazı geceleri  gündüz yaparlar kitapların arasında.  Son senesinin tadını çıkaracağına kendisinin pestili çıkmıştır çoktan. Annesi çalış kızım/ oğlum der. Baba sana güveniyoruz yaparsın der. Ailesini mahcup etmemek için  üzerinde daha da baskı hisseder. Bu arada sevdiği de varsa  güzel  bir geleceği olsun  diye ayrı çabalar.  Öyle ya da böyle mezun olur sınava girer. Sonuçları beklerken biraz nefes alır. Eh işte idare eder bir puan gelmiştir. Bu seferde aldığı puanla Kurum sınavlarına çalışmaya başlar. Eve her gelen misafir,sokakta gördüğü komşu,bankada rastladığı tanıdık ‘ mezun olmuşsun ee şimdi ne yapıyorsun?’ sorusuna   süreci her defasında sabırla anlatır. Bu arada bazen pes eder  hayata isyan eder bazen de umutlanır sarılır kitaplarına.  Başka işlere de başvurur belki olur diye  ama hep deneyim isterler. Ey insafsızlar yeni mezun bir gencin sen  alma o almasın nereden deneyimi olacak diye düşünmezler.Neyse der devlet kapısındaki kurum sınavlarına girer. Geçer bir ikisini  mülakata kalır. Aşama bitmez ki… Eve gelenler ‘hala evde mi oturuyorsun sen bak falancının çocuğu şuraya girmiş ’ ler başlar. Sanki genç keyfinden oturuyordur evde . En çok onun canın sıkkındır hayatındaki bu  belirsizlik içinde. Olacak mı acaba diye gezer avare avare sokaklarda.Bilir mülakatlarda torpilin başı çektiğini. Yoktur ki sırtını yaslayacak  sağlam bir dayısı olsa da istemez zaten gururludur.  Kimsenin hakkını  yemek istemez, istemedikçe onun  hakkının  yenildiğini bilerek.  Çeker takımlarını girer mülakatlara  bir heyecanla.  Olmaz geçemez.Şimdi ne yapacağını hiç bilmez çünkü ona bel  bağlamıştı bir umut.   Böylece diplomalı işşizler ordusuna bir nefer daha yetiştirmiştir bu ülke.Bunu bir de çevresindekilere anlatmak vardır kendi derdi ona yetmezmiş gibi. Çoğunun sevdiğiyle bu yüzden arası bile bozulur.Tekrar dener  dener ve dener şansını….                                                       

8 Ocak 2015 Perşembe

DOST KAZIĞI

   Biriyle tanışırsınız okulda,işte,kursta,sokakta yada en manasız yerlerde.Sen onu o seni tanıdıkça  artık aranızdaki resmiyet kalkar.Yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmez.Günün planlarını beraber yaparsınız.En saçma şeylere saatlerce katıla katıla güler,ayrılık acılarında birbirinizin omuzunda ağlarsınız.Sabahın ilk ışıklarına kadar muhabbetin belini kırarsınız.Gün gelir kendinize bile söyleyemediğiniz sırlarınızı dostunuza söylersiniz.Kimsenin dostunuz hakkında yanlış bir kelime bile söylemesine musaade etmezsiniz. Başkalarıyla muhabbet ettiğni gördüğünüzde vayyy kanka yapmışsız diye trip attığımızdır.Tabi bu arada öle bir iki ay degil yıllarınız geçmiştir.Başkaları sizin dostluğunuza imrenerek bakmaktadır. Sen onun o senin ailenin bir parçası olmuştur.Çaresizliğini, hayallerini,ekmeğini,en büyük mutluluklarını onunla paylaşmışsındır.                                                                                                                                          Ve o an gelir ‘Ben düşmanlarımla başa çıkabilirim beni dostlarımdan koruyun ‘ sözünü yaşarsınız.Kazık yenmiştir.ilk şok etkisiyle’neden böyle yaptı?’ sorusu beyninizi kemirir, hayal kırıklıkları artçı şoklar gibi ardı ardına sıralanır. Artık kol bi kere kesilmiş,suratınızın ortasına okkalı bir tokat gibi inmiştir yaşananlar.Sizin için bu ilkse hayata olan bütün bakış açınız biranda değişir.İnanamazsın, anlam veremezsin ,hazmedemezsin. Herkese güven duygunuzu bi kere daha gözden geçirir, yeni gelenlere önyargılı davranıp kapılarınızı kapatırsınız.Her konuştuğunuza  onun için neler yaptığını anlatıp  günlerce kendine sorduğun neden sorusunu bir kerede onlara sorarsınız ama cevap bulamayınca teselliniz düşer artık. En acısıda siz;kendini affettirsin diye beklerken o çoktan kazığı  atıp sessizce çekip gitmiştir. O ilk şok geçince adını anmamaya ,karşılaşmamak için bütün çabayı göstermeye başlarsınız.Artık içiniz soğumuş onu gördügünüzde  hiç  ama hiçbir duyguyu hissetmeğinizi anlarsınız.Bu kazık ikinci defa  yine hiç beklemediğin kişiden olunca daha farklı tepki verirsiniz .Bu sefer daha az acııtr çünkü bilirsiniz o duyguyu.Çabuk parlar bağırır çağırır ama daha kısa zamanda sakinleşirsiniz.Bir kez daha hayat sorgulanır,nefret edersiniz  bu kanı donmuşluktan.                     Bana göre;  HER ÖLÜMLÜ MUTLAKA BİR GÜN DOST KAZIĞINI TADACAKTIR.

ANKARALI OLMAK...

     Eminim Ankara yada Ankaralı kelimesi hepinizin aklına bir çok şey getirir. Bende burda doğmuş,büyümüş ve halada yaşayan biri olarak ilk yazımında bu akla gelenleri sıralamak istedim.                                                                                                                                           -Öncelikle Ankara diyince hemen onunla bağdaşan Anıtkabir gelir aklımıza. Dışarıdan gelenlerin ilk olarak ugradıkları  ve buralılarınsa her defasında birkez  daha hayran kaldıkları yerdir.                              

                                                                                                                                                         - Ankara' nın parkları da yaz kış ayrı hepsinin ayrı bir cekiciliği vardır. Aşıkların en güzel anıları Kuğulu Park'ta , çocukluk zamanlarının  dönme dolap atlı karıncalarla  gectiği Gençlik Parkı,   kafa dinleyip arkadaşlarınızla muhabbet edebileceginiz  en güzel köşelerden biri olan Seğmenler Parkı, ailelerin pikniklerinin vazgecilmezi olan Göksu Parkı vs.                                                                                                                                                    
        - Protokol ve memur kesimi epeyce fazla oldugundan  dışarıdan soğuk,ciddi,takım elbiseyi geçirmiş bir Ankara  gözükür.Daha sonra Ankara ile kaynaşanlar onunda gökkuşağını içinde barındırdıgını farkeder.                                                                                    -Türkiye'nin neresinde olursanız olun "nerelisin" sorusuyla mutlaka karşılaşırsınız.Buna Angara bebesiyim diyebilmektir ve arkasından gelen "ama orda deniz yok nasıl yaşıyorsunuz?" sorusuna her defasında bıkmadan Ankara'nın denize ihtiyacı olmadan da nasıl güzel olduğunu anlatabilme sabrını gösterendir Ankaralı.                             - Birde Ankara havaları ve onlarla özdeşmiş Ankaralı Namık, Ankaralı Yasemin vs. unutmamak gerek. Müziği duyduğunuzda içinizin kıpırdaması için illa Ankaralı olmanıza gerek yoktur  onlar sizi oynatır:)                                                                                                                                                                                                                                                   -Üniversite çağına gelmiş herkesin şart olarak Kızılaya dersaneye gittiği ve en az bir kere Ykm önünde beklerken ağaç oldugu yerdir.                                                                         -Kokoreçe gidelim dendiginde açık ara aklına gelen yer Atütürk Orman Çifliğidir.Ustanın  bıçağı ritmik vuruşuyla dahada acıkır,ayaküstü sohbetlerin  en tatlısı burada yapılır.                                                                                                                              - Nereye giderseniz gidin yolunuzun Kızılaydan gectiği yerdir Ankara ve hergün şimdi bu ne eylemi diye sordugunuz yerde Kızılaydır.                                                                           -Caddeleri ve Sokakları ünlüdür. 7.cadde,karanfil sokak,konur sokak,tunalı hilmi caddesi gibi.                                                                                                                                                     Kısacası Ankara'yı tek bir kelimeyle söyle deseniz söyleyemem:) Elimden geldigince gözünüzde canlandırmaya çalıstım ama ANKARA anlatılmaz yaşanır.